25 Aralık 2008 Perşembe

TOROSLAR VE BİRAZ FAZLASI (2. bölüm) 2008

ermenek'te depoları fulleyip yola devam ediyoruz. başyayla yol sapağından başyayla'ya doğru devam ediyoruz. önümüze siyah plakalı bir cip düşüyor. cip şoförü aracı motor gibi kullanıyor. ben ne kadar gaz açıp onu sollamaya çalışsam, o da o kadar gaz açıp mesafeyi koruyor ve önümden ayrılmıyor. önce anlamadım fakat sonradan fark ettim ki cip bize eskortluk ediyor. dar fakat çok güzel manzarası ve virajları olan yolda bizim güvenliğimiz için gazı kapatıp önümüze düşmüş durumda... bize de allah razı olsun demekten başka bir şey düşmüyor. başyaylaya doğru yağmur kesiliyor. kasabaya girdiğimizde cip sağa çekip duruyor. selam verip teşekkür ederken cipin içinde kaymakamın olduğunu öğreniyoruz. gençten biri; buyurun çay içelim diyor. saat epey ilerlemiş vaziyette. taşkente hava kararmadan girmek istiyoruz bize izin verseniz diyoruz. kaymakam gülerek uğurluyor bizi...

başyayla yoluna girerken aklıma bir düşünce geliyor. başyayladan taşkente giden yolda ise bu düşünce fikr-i sabite dönüşüyor: "DirtyCats'i mutlaka buraya getirmeliyim".kaç motor olursa olsun seneye mutlaka bu yolu her kesle yapmalıyız. özellikle başyayladan taşkente kadar olan bölüm... bir dağ bu kadar mı güzel olur. yüzüklerin efendisi filminden bir sahne adeta. dik kayalar, buz gibi rüzgar, yağmur bir yandan... motor kullanmaktan bu kadar zevk aldığım çok az yer oldu. ilk beşe girer diyebilirim. zaten ışık gittiği için geçitlerden birinde fotoğraf çekemedim (sanırım belpınarı beli 1890m). sırf orada motorumun fotoğrafını çekmek için gideceğim. arzu eden buyursun.

Photobucket


taşkente giriş muhteşem. yol dev bir kayayı yarıyor ve bir anda sisler içinde bir vadiye kurulmuş bir kasaba ile karşılaşıyorsunuz. eski adı pirlerkondu imiş. eski bir alevi yerleşmesi. ama şimdilerde alevi nüfusu pek kalmamış. yine de kendilerini pek konyalı saymıyorlar. yoksul izlenimi veriyor, yaşayanların çoğu emekli...

pirlerkondu konağı diye bir otele yerleşiyoruz. dışarıda hava, sıfırın altına mı düşsem üstünde az daha mı beklesem diyor... sadece bir tek elektrikli soba var o da yeşimin odasına kuruluyor. biz üç geceyi üç titreyen kazma olarak geçireceğiz. sonradan öğreniyorum ki yeşimin odasında tv de varmış. bunu öğrendiğim anda "only men" fikri geliyor. (bu fikrin yaşamda uygulanabilirliği hakkında erhanı daha sonraki günlerde istismar edip ortaya sürüyorum ama olmayacağı anlaşılıyor; erhanı sattığımla kalmış oluyorum)

Photobucket

gece önce yürüyüş yapıp film platosu gibi kasabada çiseleyen yağmur altında dolanıyoruz. yakında buralarda bir klip çekilirse hiç şaşmam, hatta belki çekilmiş bile olabilir.

Photobucket

akşam yemeği öncesinde harita başına geçip yarın ne yapacağımızı konuşuyoruz... yaptığımız önerilerin uçukluğuna, şuraya gidelim derkenki savurganlığımıza kendimiz de inanamıyoruz... sonuçta ertesi gün beyşehir ve eğridir göllerini yakından tanımaya ve pamukkalede konaklamaya karar vererek odlarımıza çekiliyoruz.

Photobucket

gece boyu taşkaleye yağmur yağdı. sabah sağanak halinde olmayan ama yine de sürekli çiseleyen yağış altında yol çıktık. kasabadan çıktıktan 15-20 dakika sonra güneşli ama serin bir hava başladı. yükseklerde sürerken bulutların altında, sabah uyanışının mahmurluğunu yaşayan köylerin içinden geçtik. sobalardan tüten duman sisin içinde dağılırken tek tük yaşlı insanlar sokaklarda bir evden diğerine yürüyor, herkes kendi halinde güne başlıyordu.

Photobucket

bir saat kadar sürüş yaptıktan sonra yağmurun kesilip güneşin açtığı bir köy bulduk ve sabah kahvaltısı için durduk. fırından çıkmış taze ekmekle çantamızdaki kahvaltılık malzemeyi sofraya yaydık.

Photobucket

her yerde olduğu gibi burada da çocukların yakın, yetişkinlerin uzak alakası ile karşılaştık. çocuklar ne kadar içten ve girişkense büyükler o kadar uzak ve mesafeli. aralarında hoş geldin diyen de oluyor ama genelde uzak duruyorlar. bu uzaklık ve mesafeli duruş o bölge insanın yabaniliğinden değil, onların "büyük şehir insanına" dair yargılarından kaynaklanıyor. mahçup edilmekten korkuyorlar. küçük görülmekten...

Photobucket

neden böyle düşünüyorum. çünkü sandalyesinde kaykılmış bir köylüye "hocam sendeki keyif sultan süleymanda yok" diye laf attığımda "e o buralı değil ondandır" diye gayet güzel ve sohbete davet eden bir cevap alıyorum. sohbet derinleşmese de aramızda karşılıklı sempatimizi onaylayan bir sıcaklıkta kısa mesafe koşusu olarak yaşanıyor.

Photobucket


programımız beyşehir ve eğridir göllerinin artık kullanılmayan eski yollarından geçerek pamukkaleye ulaşmak. yeni yollar beyşehir ve eğridir göllerinin kısa kenarlarından geçiyor. eski yollar ise artık köy yolu kıvamına gelmiş biraz bakımsız oldukça virajlı ve tam bizlik.
özellikle beyşehir gölü muhteşem bir manzara ve yol kalitesi ile gezinin en zevkli parkurlarından biri oluyor.

Photobucket


Photobucket


eğridir'de ise yolu kaçırdığımız çok sonra fark ettiğimiz için uzun kenardan değil maalesef kısa kenardan gidiyoruz. yol kenarına dökülmüş öbek öbek elmalar var. meyve suyu olmak üzere bekliyorlar. erhan döküntülere yüz vermeyip elma satan bir tezgahtan dört elma kapıyor eğridir gölünde verdiğimiz molada elmaları dişliyoruz. bu arada havadaki bulutlar birazdan çıkacağımız yolda bizi bekleyen yağmuru müjdeliyor. ali morali bozmayalım durmak yola devam diyor.

Photobucket

devam etmeyip ne yapacağız. denizliye varmamıza epey süre var. yağış o kadar dert değil. karanlıkta aşılabilir bir mesele fakat ip gibi dümdüz yol can sıkıcı. denizliye girdiğimizde hava tamamen kararmış durumda. denizlide benzin ikmali yaptıktan sonra bir telefon konuşması ile denizlide yaşayan arkadaş bulunuyor ve pamukkalede buluşalım diye sözleşiliyor. ali'nin arkadaşı bize kalacak yer ayarlayacak. uzun gezilerde en önemli stres kaynağı konaklamada belirsizlik konusundan çıkıyor. yaklaşık bir saat boyunca otel otel geziyoruz. hava kararmış, ıslak ve yorgunuz. sonunda pamukkalenin dibinde makul fiyata bir otel (?) buluyoruz. çantaları sökerken iki adam iki kadın otele doğru yürüyor. kadınlar şarap fıçısı genişliğinde, birbuçuk metreden hallice ve mini etekli... anladınız siz onu. öyle bir otel yani. kısmet de bu da varmış diyerek odaya geçiyoruz. akşam yemeği iki satır sohbet derken uyku vakti geliyor... ama ne ben ne de odadaki sivrisinekleri uyku tutmuyor... sabahın üçüne kadar odada sivrisinek safarisi yapıyorum. pamukkalede fotoğraf çekmek içimden gelmiyor sabah kahvaltı ettikten sonra hemen motorlara atlayıp izmire doğru yol alıyoruz... yolu uzatıp özellikle kuşadasından geçiyoruz. maksat ankaradakilere nispet yapmak sırf bu tabelanın önünde fotoğraf çekmek bile yaktığımız benzine değer...

Photobucket

geçen yıl mordoğan'a gitmiştim yolu çok güzeldi, bu sene biraz daha ileri gidip karaburunu görmek istiyorum. izmire kadar olan yol orta karar ama çeşme otobanından mordoğan yoluna saptıktan sonra macera başlıyor. yata kalka sağ tarafımızda egenin dingin maviliği ile karaburuna kadar sürüyoruz.

Photobucket
karaburun izmir'in bittiği yer; belki daha doğrusu izmir'in başladığı yer. gerek iklimi gerek coğrafyası burada yaşanır dedirtiyor. insan yaşlanacaksa izmir'de yaşlanmalı. çünkü burada yaşamın üzerine zeytinyağı dökülmüş gibi. yaşamın kendi zeytin kokuyor... mutfağı insanı çok farklı.

Photobucket


Photobucket


karaburunda konaklayacak yer ararken çok eski bir arkadaşıma rastlıyorum noyan canku. vaktiyle bodrumda barmenlik yapıp bir yandan da kösele çanta yapıp sattığım gençlik yıllarımdan bir arkadaşım. birlikte bodrum pazarından "topladığımız" sebzelerle şaraplı çorba pişirip sızdığımız geceleri yad ediyoruz. noyan pansiyon alternatiflerini göstermek üzere ali'yi atv'sinin terkisine atıp ona karaburun turu yaptırıyor.

Photobucket


sonunda deniz kenarında şirin bir pansiyon buluyoruz. Yan yana odalarda bir kaç yabancı turist var. denize karşı lapotop'larını açmış bir şeyler yazıp çiziyorlar. odalarımıza yerleştikten sonra ali'nin ilk işi ne oluyor? motor yıkamak !

Photobucket


bu choppercı milleti böyle işte. ille motorları parlayacak. üşenmeden üç motoru da yıkıyor ali. o arada biz odalar yerleşiyoruz. güneşin batmasına daha epey var. sahilde bira içerken keyfimize diyecek yok. japonlardan sonra dünyada en çok fotoğraf çeken millet motorcu milleti. hemen karaburun anımızı sabitlemek üzere ekibin fotoğrafını çekmesi için orada oturan birinden yardım istiyoruz.

Photobucket

akşam yemeğini de aynı yerde yiyerek geceyi sonlandırıyoruz. sahil gazinolarının klasiği kediler burada son derece insan canlısı bir tanesi kucağıma çıkıyır. kucak kesmiyor üzerimde gezinirken omuzuma tırmanıyor... kan çekiyor besbelli.

Photobucket


ertesi gün bursaya gitmek üzere yola çıkıyoruz. mordoğana yaklaşırken kıyıda bir yerde kahvaltımız yapıp oradan izmire geçiyoruz. izmirde erhan yolu şaşırdığı için şehre giriyoruz. iyi ki de şaşırmışız alsancak'da sütiş'de bir kahve molası veriyoruz. biz kahveleri içerken genç bir çocuk geliyor faser kullanıyormuş; iş yerinin penceresinden bizi görüp merhaba demek istemiş. motorculuk böyle bir şeydir duramazsın yerinde. kendine benzer birini bulduğunda hemen dokunmak istersin. motorcuyu sıradan insandan ayıran pek çok şeyden biri de bu dokunma duygusudur. biz rahatça selamlaşabilir rahatça hal hatır sorabiliriz... en azından önemli bir çoğunluğumuz.

izmirden susurluka susurluktan bursaya geçiyoruz. bursada çocukluk arkadaşım, bursa enduro üyesi, bülent var. birbirimizi "40 yıl sonra" bulduk. bülent'in babası orhan amcam da motorcu, annesi sevim teyzem benim ilk "apartman teyzelerimden"... bülent'le bursada buluşuyoruz.

Photobucket

konaklama için bize mudanya'yı tavsiye ediyor. dehşet bir trafikte zaman zaman birbirimizi kaybederek mudanyaya geçiyoruz.imralı trafiği sebebiyle mudanya'nın ve mudanyalının tadı kaçmış. orada kalacak yer bulamayıp bursaya dönüyoruz. bursada bize bursa enduro kulüpten erhan da katılıyor. bir otel buluyoruz iki da var sadece. yeşim bir odaya geçiyor, biz üç kazma tek odada... akşama kesin flarmoni orkestrası var.

bülent ve erhan bize çok güzel bir akşam yemeği ısmarlıyorlar. gezinin benim için en unutulmaz hatıralarından biri hayatımdaki en eski insanlardan birini bulmuş olmak. kısa pantolonla yerde misket yuvarladığımız günleri anmak çok hoş bir duygu. karşılaşmış gibi değil kavuşmuş gibiyiz... o da mutlu oluyor hissediyorum.

bu arada bursa enduro bence türkiye'nin en kaliteli gezi guruplarından biri. (meraklısı için: www.bursaenduro.com) hatta belki en iyisi. gerek üye profili, gerek yol performansı ve interenet sitelerinin içeriği ile örnek bir gurup. yemekten sonra otele geçip birlikte çay içiyoruz.

ertesi sabah artık dönüş yolu... hafif bir hüzün basmış herkesi. hazır dönerken az abartsak ne lazım gelir derken, kendimizi iznik yolunda buluyoruz. iznik gölünün kıyılarında sürerken yol kenarında böğürtlenlerden nasibimizi alıyoruz... ama asıl nasip kazasız belasız ve hem sürüşü hem arkadaşlığı uyumlu bir yolu tamamlamış olmak.

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

Free Hit Counter