27 Mayıs 2009 Çarşamba

TorosFest 1905 km. (2. bölüm)

Anamur’a geldiğimizde arkadaşlardan bazıları denize girmişler. Duşlarını almışlar. Yüzlerinde bebeksi bir pembelik var… sinir bozucu. Yemeğe oturuyoruz. Muhabbet gece 1:30 kadar uzuyor. Ankaradan gelen viski ile geceyi noktalıyoruz.


Photobucket

Sabah erken kalkmaya alışmış olduğunu düşündüğüm halkımız kendi haline bırakıldığında mışıl mışıl uyuyor ve akşam varacağımız noktaya kaçta ulaşacağımız umurunda bile olmuyor. Demek ki neymiş: yaşasın faşizm ! yarın sabah ben size karga çayını demlemeden kök söktürmez miyim.

Photobucket

Anamur kahvaltısı beklenenden daha uzun sürdü. Herkes iki günlük sürüşün yorgunluğunu çarşafta bıraksın da varsın biraz geç olsun. Bu kez(dört kahraman hariç) çadır kurmadığımızdan toparlanmak çok daha hızlı oluyor. Biz yola koyulmak üzere hazırlanırken Özgür, Murat Şahinoğlu ve Ömer Targutay’ı hüzün basıyor. Özgür eşine söz verdiği için Manavgat’a onun yanına gidecek; Şahinoğlu geceyi inleyerek geçirdi, rahatsızlığının geçip ateşinin düşmesi için en az bir gün dinlenmesi lazım Anamur’da kalacak, Ömer de Şahinoğlu’nun ta ilkokuldan arkadaşı. Yalnız bırakacak hali yok o da onunla kalıyor. Biz yola çıkıyoruz. Yol dediysem lafın gelişi… Anamur’dan vuruyorsun dağlara ondan sonrası şiir şiir.

Photobucket

Ömer güzel yatıyor virajlara bir de mıcırda yatmayı öğrense DirtyCats sponsorluğunda seneye Dakar’da izleyeceksiniz.

Photobucket

Photobucket


Photobucket

Anamur’dan Ermenek’e çıkarken şu güzellikleri seyrede seyrede gidiyoruz. Yollar asfalt ikinci kalite ama lastiklerin yol tutuşu gayet iyi sorunsuz sürüyor herkes.

Yaklaşık 70-80 km.lik sürüşten sonra Anamur’un yaylası olduğu söylenen bir köye geliyoruz. Köy de değil köy kılıklı bir yer. Bir kahveyi gözüme kestirip (zaten ikinci bir kahve yok) kontağı kapatıyoruz. Her yerde şımartılmaya alışmısız buradaki ahali sanki burası GP pistiymiş de biz pet stopa girmişiz gibi pek yüz vermiyor.

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Hava atamadığı zaman motorcunun ruh halini siz düşünün. Neyse yine çay sohbet biz keyfimize bakarken hava atamamanın acısını Zihni abi çıkartıyor. Yöre halkına diş sağlığı ve ağız hijyeni konusunda kısa bir seminer veriyor. Bu eziyet onlara yeter. Bir daha motorculara hayranlıklarını belirtmede kusurlu davranışlarını görürsem bir göz doktoru ve bir aile hekimi ile geleceğim hayatları boyu unutamayacakları bir ders alacaklar.

Photobucket

Çaylarımızı içip yola devam ediyoruz.

Photobucket

Bu kez Ermenek’te yemek yiyeceğimiz yeri kolayca buluyoruz. Kontör almaya turkcellciye giriyorum. Abi siz dün de buradaydınız di mi diye soruyor. Evet diyorum. Yarın da gelecek misiniz diye ciddi ciddi soruyor ? he canım biz deliyiz Ermenek etrafında dolanıp duruyoruz… işte bu da delilerin önde gideni

Photobucket

Ermenek’ten çıkışta cenaze vardı kasabayı terk ederken kıyafetler ve kask içinde piştik. Ağır ağır ilerleyen bir trafik zaten 200 metrelik bir cadde var onda da trafik tıkalı olur mu demeyin oluyor. Ermenekten çıktıktan sonra tırmanmaya başlıyorsunuz. Anamur Ermenek arasındaki hairpin’ler kadar sert olmasa da burada da bolca hairpin var (Hairpin U biçiminde çok dar viraj) . Bunları görünce seviniyorum. Çünkü hairpinde kazanılan deneyim motor hakimiyeti ve çizgide kalmak açısından çok önemli. Herkes bu eğitimden geçiyor. Ankara’da Bülent’in korsan OMM eğitiminde anlattıklarını herkes hatırlıyor olsa gerek çünkü hairpin hata affetmez… çok şanslı değilseniz.

Yine en sevdiğim yere geliyoruz. Belpınar Beli 1890 m.

Photobucket

Burası Taşkale’ye giden yolda en yüksek nokta; ama itiraf edeyim sonbaharda hava kararmak üzereyken ve soğukta çok daha etkileyici. Şimdi bize biraz light yüzünü gösterdi. Taşkale içinde benzinci ile kavga ettik. Kavga dediğim ağız dalaşı. Bütün motorlar benzinliğe girdiğinde adamın gözlerinde dolar işaretleri belirdi. Zihni abi beni uyardı ben de (çok akıllıyım ya o yüzden bağıra bağıra) millet burası tek pompa 14 km. sonra Hadim’den alacağız benzini diye söylemiş bulundum. Kalabalıktan korkmayan benzinci uçan tekme hareketiyle yanıma kondu sen benim rızkımı buradan alıp oraya götüremezsin dedi. Götürürüm zaten ben getirdim dedim. Ondan sonra bir paragraf hede hödö diyaloğu geçti ve Hadim’e gaz açtık.

Photobucket

Yukarıdaki fotoyu çektiğim yerde geçen yıl ekim ayında Ali Batum’un siyah beyaz bir fotoğrafını çekmiştim. Bu kez renkli ver daha kalabalık. Yeter artık seneye başka yerde sanat yapacağım. Aynı yol üçüncü kez bayar. Seneye belki de doğu Toroslar… hmm hiç fena fikir değil.

Photobucket

Hadim’den sonra yol yumuşuyor hava sertleşiyor. Seydişehir’e inene kadar yeşillikleri izleyerek ve bir sağımızda bir solumuzda akan nehrin şırıltısını izleyerek gidiyoruz. Seydişehire yaklaşırken yağmur başlıyor ve yağmurluklarımızı giyiyoruz.

Photobucket

Normal insanlar bedenlerine göre giysi alır. Ama nedense ben yağmurluk alırken gelinlik kız psikolojisine girip iki beden küçük ve tulum tipi yağmurluk almışım. Giyinme işini kendi başıma halledemediğimden gurup dayanışması bilinci ile giydiriliyorum. Tabi bu bilincin içinde her anı fotoğraflamak gibi sakat bir boyut da var. Bu durumda manzara aşağıdaki gibi oluyor.

Photobucket

Her neyse yağmurda sürüş başlıyor ve asıl cümbüş bu saatten sonraymış bizim haberimiz yok. Seydişehir Beyşehir yolunda traktör trafiği çok. E tabi bölge tarım bölgesi olduğu için Plazma TV taşıyacak halleri yok. Gübre’den moloza topraktan tezeğe ne taşınmışsa hepsinden metre başına yüzer gram numune bırakrak geçmiş traktörler. Daha da önümüzde bırakmaya devam ediyorlar. O döküntüler yağmurla beraber vıcık olmuş asfaltta adidas krampon bile kayıyor. E adidas kayar da metzeler durur mu o da kayıyor. Frene dokunan motorun arkadan görünüşü nasılmış sürerken görüyor. Dört motor yağış yüzünden kayıyor. Hasar felaket, yüz kızartıcı desem yeridir üç ayna bir cam kırılıyor. Yola çıkarken yedek buji, gaz teli falan değil artık yedek ayna da almaya karar veriyoruz. Bizim bu haberi duyanlardan heyecanlananlar olmuş. Normaldir görmedikleri için. Netice itibarı ile kimsede çizik yok motorlarda ayna ve bir cam dışında hasar yok. Gerisi teferruat.

Bizim logoya dikkat ettiyseniz kedinin kafa göz hafif dağınıktır. Erkek kedidir. Erkek dediysem mavi hüviyet taşımak yetmez biraz da yürek ister bu işler. Kum havuzda oynamaya benzemez. Biz düşeriz kalkarız, gideriz yine güleriz. Bizim işimiz bu…

Photobucket

Yenişarbademli’ye iki gurup olarak girdik birinci gurup gölün güneybatısından, ikinci gurup kuzeyinden girdi. Ben ikinci guruptaydım vardığımızda hava kararmıştı. Daha önce ayarladığımız lokantacı mangalı yakmış, aşağıya doğru buram buram kokular gelmekte. Kokular eşliğinde çadırları kurduk. Yine herkes birbirinin işini gördü. Sabitle Mehmet bana el bile sürdürmediler… (Yaşlılığımda daha da rahat etmeyi umuyorum, sağlam çocuklar bunlar; güvenim sonsuz) Süha neredeyse bütün gezi boyunca sağladığı lojistik desteği sürdürdü. Sabah kahvaltısı için aldığı malzemeler de eklenince arabanın arkası iyice yere yanaşmış, ama adamın yüzü gülüyor.

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Kamp olur da kamp ateşi olmaz mı ? O işi de Selim halletti. Ateşin etrafında günün yorgunluğunu attıktan sonra herkes derin bir sessizlikle geceye teslim oldu. 1235 metrede oksijen takviyeli nefis bir uyku… deliksiz…

Yenişarbademli Teşkale’den yüksek olmasına rağmen ilk geceye göre daha sıcaktı. Sabaha kadar hiç uyanmadan deliksiz uyuyabildik. Sabah kahvaltı organizasyonun yapan arkadaşlar kumanyaları hazırlayıp, çayı ayarlarken aramızda kişisel bakımını ihmal etmeyenler de vardı.

Photobucket

Ankara’ya erken dönmek isteyenler kendilerine kısa bir rota seçip önden gittiler. Geriye kalanlar çizili rota üzerinden Eğridir Gölüne doğru gaz açtı. Eğridir’de yemek yediğimiz yerde tesadüf eseri Tahir ve eşi ile karşılaşıp tanıştık. Yakışıklı bir V-Strom 1000 ile önce güneye inmişler Eğridir’de konaklayıp Ankara’ya dönüyorlarmış. Tanıştığımız iyi oldu, bu Cuma toplantıya gelerek onlar da aramıza katıldılar. Fotoğrafta biraz arkada kalmışlar, daha ilk tanışmamız olduğu için rahatsızlık vermemek için doğrudan çekmemiştik fotoğraflarını, artık Cuma toplantısına geldiklerine göre elbet bir gezide onların da fotoğrafını çekeriz.

Photobucket

Bu gezide yol tanışmalarından biri de Hüseyin Aktürk ile oldu. Eşi ile otomobille seyahat ederken yanından geçmişiz. Sırtımızdaki patchlerden gurubun adını aklında tutup sonra siteyi bulmuş. Hani Kayahan’ın bir şarkısında bir söz var: “yolu sevgiden geçenler er ya da geç yolları kesişi” gibi bir sözdü. Gerçekten de öyle.


Eğridir gölü kendi çapında bir balıkçılık merkezi. Onlar Istakoz diyor ama aslında “kerevit” diye binilen kabuklulardan çıkıyor gölden. Mevsim av yasağında olduğu için henüz iri kerevit yoktu ama tadımlık birer tane yeme fırsatımız oldu.

Photobucket

Istakozla pek alakası yok sadece şekli benziyor, bana biraz tatsız tuzsuz geldi. Yine de denemeye değer, belki irilerinin tadı daha güzeldir. Balık da fena değil ama sonuçta tatlı su balığı işte.

Photobucket

Eğridir’e kadar gidip ayağını suya sokmadan olur mu? Olmaz. Erdal ve Öner paçaları sıvayıp kısmi serinleme yaşadılar.

Photobucket

Eğridir sonrası iyiden iyiye dönüş moduna geçtik. Dört günlük macera sona eriyor. Ama dikkat ve tedbir konusunda uyarılar başlangıç gününe göre dört kat daha fazla. Herkes birbirinin polisi adeta. Sona doğru yaklaşırken kimse hatalı bir iş istemiyor. Ben de Emirdağı taraflarındaki virajlarda etrafı seyrederek azmadan sakin sakin geçiyorum. Yine bir geçite geliyoruz.

Photobucket

Photobucket

Bozdurmuş Beli. Adı biraz sakat ama yine de durup burada da bir fotoğraf alıyoruz. Ve yola devam… bir benzinlikte gençten bir delikanlı geliyor. Abi siz Türkiye’yi mi geziyorsunuz bir amacınız var mı türünden belgesel soruları soruyor. Bir iki cümle ile cevap veriyorum. Sonra sizinler bir resim çekebilir miyiz diyor. Tabi neden olmasın ama bak en yakışıklımız şu gördüğün bıyıklı abi diyerek Ali’ye yönlendiriyorum.

Photobucket


Bazen gençten çocuklar cep telefonları ile motorun fotoğrafını çekerler küçük yerlerde, tedirgin biraz mahcup bir şekilde izin isteyerek. Hemen elimi omzuna atıp gel beraber çekilelim derim. Kendilerince kafalarında bir yere koydukları insanın pek de orada olmadığını bu şekilde görmek onların da hoşuna gider. Bir anlamda barışırız birbirimizle…

Yol insanı bir yerden başka bir yere kavuşturan bir araçtır çoğu kimse için. Bizim içinse bizi birbirimize kavuşturan bir araç. Yolda kendini tanırsın, birbirini tanırsın. Sınırlarını keşfeder başkalarının sınırlarını keşfedişine tanık olursun… İnsan olmak, yolda olmak çoğu kimse için alışıldık bir durumdur. Bizim içinse her seferinde şaşırarak sevindiğimiz bir yeniden keşfetme halidir. Kendini, memleketini, arkadaşını keşfetme hali… Tüm kaşiflere, şaşırtanlara, şaşıranlara, sevinenlere, sevindirenlere selam olsun. Yolumuz; arkadaşlık sevgisi, kardeşlik zinciri, memleket sevdası ve iki teker aşkı ile şenlensin.


Aynı heyecan ve coşku ile Ilıca'da buluşmak dileğiyle.

1 yorum:

  1. Öncelikle küçük bir yatış yapan arakadaşlara çok geçmiş olsun. Murat abicim sizlerle olmanın ve olamamanın ne demek olduğunu bir kez daha anlamış bulunmaktayım katılamadığım için bin kat daha pişman oldum yazını okuyunca. Sağ salim ve güzel anılarla dönmeniz tek tesellim sanırım o günlerde yani siz gezideyken ben burda kudurdum kıskançlıktan aklım hep sizdeydi, bu coşkuya umarım ılıcada tekrar kavuşabilirim...
    dikiz aynanda görüşmek dileği ile...nasıl bir dilekse işte...;)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

Free Hit Counter