O zehirli kaşıntı değil sözünü ettiğim.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Küçük Prense Ağıt

Photobucket
.
.
.

Bay Nevzat Çil Abbas.

Petersburglu Ustanın ‘gerçek hayatın başlangıcı’ dediği yaşa ulaşmasına daha beş yıl var. Beş yıl daha pencere ve kapının onu bir parantezin yumuşak ve taviz vermez kavisleri gibi çevrelediği bu odada koltuğunun epriyen döşemesi üzerine dökülen külleri silkeleyerek zamanı ağartabilir. Ya da pencere pervazına yerleştirdiği minderde dirseklerini dinlendirerek zamanın bozuk bir musluktan damlayan su damlacıkları gibi yararsız bir şekilde yokluğa karışmasını izleyebilir. Bir şey yapmamanın o kahredici kahverengi durgunluğunda, işlemeli bir tül perdenin havalandırdığı esintili bir ihtimal olarak geçmişi yeniden yazabilir. Aynı taştan her seferinde farklı bir heykeli yontmuş olmanın şaşırtıcı gelmediği bir bıkkınlıkla o beş yılın geçmesini bekleyebilir.

Nevzat Bey'in kaç yaşında olduğu meselesi, ancak çocuklarına ve hayata karşı ilgisini kaybetmiş mutsuz emeklilerin televizyon karşısında açık tutmaya çalıştıkları gözlerinde bir merak konusu olabilir. O da, muhtemelen Nevzat Bey'in de kendilerinden biri olduğuna ilişkin bir ipucunu yakalamak için. Onlara yardımcı olmak gerekliyse; topukları, renksiz ve neşesiz kertenkelelerin gezindiği susuz topraklara dönmeye yüz tutmuş kahramanımızın, Hemingway'le sadece bir yıl aynı güneşin altında uyanabildiklerini söyleyelim. Bir yılı iki ay geçtiğinde Nevzat Bey uyanmış, fakat Hemingway artık altından çıkmak istemeyeceğini düşündüğü en güzel kokulu örtünün altında uykusuna devam etmişti. Yanında bir av tüfeği buldular. (Tıpkı bir zamanlar babasının yanında buldukları gibi! Bazı erkekler, babalarının hatırasını sırtlarına çakılmış paslı bir çivi olarak taşırlar. Bu çivinin onları aynı kaderde buluşturarak zehirlemesi neredeyse kaçınılmazdır.)

Camın dışından bakıldığında ise çok da farklı olmayan başka bir şey izleniyor. Bir insanın yüzüne sağ ya da sol cepheden bakıldığında ne kadar farklı görünürse o kadar başka. Dışarıdan bakıldığında, Cahit Sıtkı’nın yolun yarısı bellediği çentiği Nevzat Bey’in takvime kazıdığı gün göbek bağı kesilen çocukların, şimdi kararsız bir kibirle ve mahcubiyetle hayata yapışkan izler bıraktığı görünüyor. Yüzlerinde patlayan irinli küçük tepeciklerin arasında biten kalınlaşmış siyah tüylerin gölgesinde Nevzat Bey’in zamanı kararıyor. Takvim üzerindeki rakamlara peş peşe atılan ağarmış ve kararmış çizikler parmaklarının arasında birbirine karışmış iki renkliliği şakaklarına yayıyor.

Nevzat Bey bahçede duvara karşı eliyle top atıp geri yakalayan çocuğu izliyor. Çocuk her seferinde aynı hızla ve yakalayacağından emin, neşesiz bir tekdüzelikle topu duvara fırlatıyor. Duvar her seferinde aynı inlemeyle topu çocuğun ellerine yolluyor. Nevzat Bey’in kedisi topun havada çizdiği kavisi izlerken ikisinin de aklından çok farklı şeyler geçiyor. Kedi topu yakalamayı Nevzat Bey ise topun duvar tarafından yutulmasını hayal ediyor. Son bir fırlatışta top duvara çarptığında duvar bu kez farklı bir sesle çocuğa haykırır. Cup… Yuttum topunu !

Duvar, yanılmaz bir isabetle topu geri gönderiyor, kedi aynı kararlılıkla başını boynunun üzerinde döndürüyordu. Nevzat Bey’in görüşü, gözlerindeki tuzlu buğulanma ile bulanıklaştı. Üç damla, elmacık kemiğinin eteklerinden Edith Piaf şarkıları söyleyerek süzüldü ve gürültüyle yere düştü. Damlalar toprağa değdiğinde, her şeyi görünmez kılan toz bulutları yükselerek Nevzat Bey’i içine aldı. Birkaç çaresiz çırpınma ile yükselen bedeni, havalandığı yerden aşağı duvarın üzerine düştü. Duvar Nevzat Beyi yuttu… Birkaç ay sonra, çocuk yeni bir topla duvarın önünde aynı oyunu oynuyor, Nevzat Bey duvarın içinde gülümseyerek topu çocuğa geri yolluyordu. Duvarın arkasında, nereden sızdığı anlaşılamayan su birikintisinde eski topu parçalanmış olarak bulan bir sokak köpeği, topu dişlerinin arasına alarak uzaklaştı.


Kim bilir, belki de duvar en iyi arkadaştır, öyle değil mi Çil Abbas ?
.
.
.

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

Free Hit Counter